ZEHRA (1. Bölüm)

Telefonun çalan alarmıyla gözlerini hafifçe araladı. Çalışkanlığın ölçüsü yataktan kalkma süresine bağlansa kesinlikle sınıfta kalırdı. Neyse ki her sabah yastığıyla çektiği dramatik sahneleri kimse görmüyordu. Kafasını yavaşça iki yana yatırıp kendine gelmeye çalıştı. Kolay bir el hareketiyle uzandığı telefonun alarmını kapattı. Derin bir nefes alarak yataktan doğruldu. Yüksek tepelerden bakıldığında bu koskoca şehirde tek başına… Okumaya devam et ZEHRA (1. Bölüm)

Photo by Ruvim on Pexels.com

DOLAŞSAM

Sabahın serinliğinde başımı kaldırsam Gökyüzünde süzülen bulutla karşılaşsam Kızıllaşsa hava orada olsa akşam Süzülsem bulutlarla ben de bir bulut olsam Dolaşsam dünyayı onlarla diyar diyar Geçerim dağlardan hepsini sayar sayar Denizler, okyanuslar hepsini tek tek aşar Taş kesilmiş özgürlük, adalet âmâ yaşar Dönerim en geriye, bu sofrada huzur var İzmir’de tek kule İstanbul’da hisarlar Türbelerden… Okumaya devam et DOLAŞSAM

DEĞİŞMİŞ

Her şey değişmiş; bedenler, arabalar Evler değişmiş, koca koca binalar Geriye ne kalmış, beni kim anlar Etrafa saçılmış minicik canlar. Bir gürültü kaplar her yanı Geriye kalan sadece birkaç anı Gelen tanınmaz ne adı ne sanı Sadece bilinir postalının boyası Değişmiş, bu şehirde her şey Kalmamış evinde tek ağa bey Seslendim karşı tepeye: Ey! Uzaktan… Okumaya devam et DEĞİŞMİŞ

FİLİ KİM GÖRECEK?

“Küçük Prens’i bilmeyen yoktur…” diye girmek güzel olurdu elbette. Ve elbette tanımayanlar da çıkardı. Tanımayanlar kısa sürede tanışabilir. Öyle çok uzun, şaşaalı bir hikayesi de yoktur zaten. Ama bugün mesele Küçük Prens değil. Daha Küçük Prens ortalarda yokken yaşanan bir mesele… Yukarıdaki resim… En azında bir benzeri… Bir çocuk çıkıp yıllar önce gösterdi bu resmi… Okumaya devam et FİLİ KİM GÖRECEK?

HİKAYE TAMAMLAMA OYUNU

Dedektif hikayelerini, polisiye romanları sevenler belki daha önce tanışmıştır bu oyunla. Tanışmadıysa da mutlaka tanışmalıdır. Ben tanışalı çok da uzun bir süre olmadı. Ancak en basit bilmecelerin bile çözüm yolunu bulana kadarki gizemi beni kendine çekmeyi başardı. Aynı zamanda sosyal medyanın hayatımıza girmesiyle unuttuğumuz aile içi ve arkadaşlar arası sözlü oyunları hatırlamak için güzel bir… Okumaya devam et HİKAYE TAMAMLAMA OYUNU

KİMSENİN BİLEMEYECEĞİ ŞEYLER

Bir süredir okuduğum kitaplar üzerine yazmayı düşünüyordum. Bu yazımda Sinan Canan’ın “Kimsenin Bilemeyeceği Şeyler” adlı kitabından bahsederek bu yazılarıma da başlamak istiyorum. Kimsenin Bilemeyeceği Şeyler, ilk bakışta bir bilim kitabı gibi görünüyor. Ancak özellikle kitabın ilk bölümünde ele alınanlar ve yazarın genel anlatımı yer yer deneme havasında bir kitap oluşturmuş. Konularıysa belli bir alanla sınırlı… Okumaya devam et KİMSENİN BİLEMEYECEĞİ ŞEYLER

YUNUS EMRE

Ara ara şairler/yazarlar ve kitaplar üzerine de yazmak istiyordum. Ama nereden, kimden başlayacağımı bilememiştim. Dizeleri herkese hitap eden, sözleri içinde bulunduğumuz ayın manevi atmosferine de uyacak, bir mısrasını anlatmaya sayfalar yetmeyecek bir şair olmalıydı elbette. Ve sanırım bu şartlarda en uygun isim olacaktır Yunus Emre. Bir şairden bahsetmeye doğduğu şehirden, doğduğu yıldan başlarız. Günümüze yakınsa… Okumaya devam et YUNUS EMRE

AYNA

Dışarıdan nasıl göründüğümüzü merak ederiz. Bu doğal bir meraktır tolum içinde yaşayan her birey için. Saçından yüzüne, kıyafetlerine, ayakkabılarına kadar kusursuz olmalıdır insan. En azından kendisi öyle olması gerektiğini düşünür. Ve yardımına aynalar yetişir. Nasıl göründüğünü bilmek elbette önemlidir. Yabancı kanallarda ülkesinin adını arayan ve hakkında neler söylendiğini öğrenmeye çalışan benim gibilerin sayısının az olmadığını… Okumaya devam et AYNA

BAŞLAMAK

“Başlamak yarıdan sayılır.” derler. Sayılır mı? “Şöyle bir şeye başlasam, şunları yapsam ne olur?” diye düşünürüz zaman zaman. Ne olur? “Başlasak ne olurdu?” bilemeyiz. Ama sonunda ne olduğunu bilmek zor değil. Çünkü sonuç çoğu zaman şu sayfada pek de bir yer tutmayan o kelimeden ibaret kalıyor. Sadece bir “hiç“. Evet, kalkar. Ve önümüzü görmeye başlarız.… Okumaya devam et BAŞLAMAK

ŞİKAYET

Hoşnutsuzluk belirten söz veya yazı, sızlanma anlamlarına gelen şikayet bana büyük Divan şairi Fuzuli’ni Şikayetnamesini hatırlatır. Kısaca bilgi vermek gerekirse Şikayetname, Fuzuli’nin kendisine bağlanan maaşı alamamasından hareketle devlet içerisindeki bazı bozulmaları, bazı memurların rüşvet almaları ve görevlerini kötüye kullanmaları gibi meseleleri dönemin sultanına bildirmek için yazdığı mektup türündeki eseridir. Günümüz Türkçesiyle: Selam verdim, rüşvet değildir… Okumaya devam et ŞİKAYET

HÂLÂ HİSSEDİYOR MUSUN SAHİDEN?

İlk yazımda -size kendimi tanıtmak için yazdığım o yazıda bile- Mehmet Akif Ersoy’un dizelerine yer vermiştim. “Oku, şayet sana bir hisli yürek lazımsa” diyordu şair. Ve ben de bu aralar fazlaca kafaya takmış bulunuyorum bu “hissetme” meselesini. Nedir peki hissetmek? TDK “Bir şeyden etkilenmek, duymak, farkına varmak” gibi anlamlar yüklüyor. Ama sözler ve kelimeler sadece… Okumaya devam et HÂLÂ HİSSEDİYOR MUSUN SAHİDEN?

KELİMELER ÜZERİNE

“Kavga, insanla kelime arasında artık.” diyor Cemil Meriç, Bu Ülke’de. Hayatımızın her aşamasında, günümüzün her anında yanımızdaki bu arkadaşlarımızla mı kavga ediyoruz? Okuduklarımızdan yazdıklarımıza, gördüklerimizden duyduklarımıza her yanımızdaki kelimelerle… Sözlerimin başında alıntısını yaptığım bu veciz sözü tam anlamıyla açıklayabilecek bir yazı yazabileceğimi sanmıyorum. Öyle bir amacım da yok zaten. Sadece bloguma da adını verdiğim kelimeler… Okumaya devam et KELİMELER ÜZERİNE

İLK YAZIMIZ

Merhaba, Bugün kelimetepsisi.com’da ilk yazımla karşınızdayım. İlk yazımda sizlere kelimetepsisi.com’un hikayesinden bahsetmek istiyorum. Ama ilk olarak blog yazmaya nasıl başladığımı anlatayım. Blog yazmaya Blogger’da hazırladığım basit bir blogla başladım. Okuduğum kitaplarla, düşüncelerimle ve varsa o günün özel önemiyle ilgili kısa yazılardan ibaretti bu blog. Daha sonra –biraz da ismi sebebiyle- bu blogu bırakarak yeni bir… Okumaya devam et İLK YAZIMIZ


Yeni içerik doğrudan gelen kutunuza iletilsin.