deneme

ŞİKAYET

Hoşnutsuzluk belirten söz veya yazı, sızlanma anlamlarına gelen şikayet bana büyük Divan şairi Fuzuli’ni Şikayetnamesini hatırlatır.

Kısaca bilgi vermek gerekirse Şikayetname, Fuzuli’nin kendisine bağlanan maaşı alamamasından hareketle devlet içerisindeki bazı bozulmaları, bazı memurların rüşvet almaları ve görevlerini kötüye kullanmaları gibi meseleleri dönemin sultanına bildirmek için yazdığı mektup türündeki eseridir. Günümüz Türkçesiyle:

Selam verdim, rüşvet değildir diye almadılar.

cümlesi eserin en çarpıcı ve içeriğini en iyi ifade eden cümlesidir.

Fotoğraf  Kate Macate ; Unsplash ile

Fuzuli’nin Şikayetname’si kısaca böyle. Ancak benim gelmek istediğim mesele yüzyıllar öncesinin Şikayetname’sinden çok bugünün şikayetnameleri. Twitter’daki 280 karakterlikler, Facebook’taki sonu gelmeyen yazılar, Instagram’daki fotoğrafların altları.

Şikayetin yeri olmaz. Zamanı, sınırı ve şekli de. İster Fuzuli gibi mektup namında bir eser kaleme alırsınız, ister sosyal medyada durum yaparsınız. Garip gelir belki kulağa ama şikayetin muhatabı da yoktur. Genellikle ya kime olduğu belirsizdir ya da o şahsa ulaşması mümkün değildir. Yani sadece şikayet ettiğimiz başkaları tarafından görülsün diye şikayet ederiz. Sosyal medyada yaptığımız çoğu şey gibi.

Ve içerik… “Neden böyle!” deriz, ve bazen daha da ileriye götür “Bu şekilde olmaz”a varırız. Meseleye net şekilde tavır koyabilmek elbette arada kalmışlıklardan iyidir. Peki söyler misiniz böyle olmuyorsa nasıl olmalı? Meseleyi tamamen “Bu”nlar üzerinden götürmenin anlamsızlığından kurtarmak için basit bir örnek verelim:

Mesela ben inşaat işleriyle uğraşan bir iş adamı olarak arasında yaklaşık 4-5 saat gibi uzun bir mesafe olan iki yerleşim yerini birbirine bağlayan meşakkatli bir yola bir dinlenme tesisi inşa etmiş olayım. Bu ilk bakışta başarılı bir yatırım olabilir. İş alanım dışında olduğundan kendim işletmeyecek olsam da iyi bir fiyata satabilir veya kiralayabilirim. Ancak ilk yılın sekiz ayında olağanüstü şekilde ulaşım imkanlarının kısıtlı olması ve diğer aylarda da yerleşim yerlerindeki nüfus hareketinin düşük olması nedeniyle binaların ilk kiracısı ilk yılda binaları boşaltırsa ve bunu duyan diğer şirketler de bölgeye gelmekten çekinirse yatırımım başarısız olmuş olacaktır. O günden sonra iklim şartları düzelse de durum değişmeyeceğinde boş binaları gören herkes, özellikle de orada çalışanlar durumdan şikayet eder, hatta durumu daha öteye taşıyarak ticari girişimimle dalga geçmeye başlar.

Fotoğraf  Agnieszka Kowalczyk ; Unsplash ile

Ancak hiçbirinin bu konuda ne ilk durumda ne de son durumda “Şu şekilde yapmalısın.” şeklinde bir tavsiyesi muhtemelen olmayacaktır.

Örneğim yazarı olarak benim için bile uzun ve kafa karıştırıcı olmuş olabilir. Ancak anlatmak istediğim nokta; bugün hemen hepimizin birini, bir şeyi ya da bir durumu eleştirmek, daha doğru bir ifadeyle ondan şikayet etmek için yazdıklarımız/söylediklerimiz hiç “şöyle olmalı” demiyor. Hep “böyle olmamalıydı” diyoruz. Zaten onu da asıl muhatabımız görmüyor ve yazdıklarımız kaybolup gidiyor. Bu da bize cesaret veriyor ve daha çok şikayet ediyoruz. Belki de yaşam biçimine dönüşüyor bizim için. Ve sonunda hayatımıza da yansıyor. Ama maalesef aynı şekliyle. Hiçbir çözüm yolu sunmadan.

Yazımın başında Fuzuli’den ve onun Şikayetname’sinden bahsetmiştim. Evet, o zamanlar da vardı (ki Osmanlı Devleti’nin en parlak dönemleriydi.), şimdi de var ve (sanırım) hep de olacak. Ama mesele hep şikayet etmemiz değil, hep nasıl şikayet ettiğimiz olacak.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s