deneme

AYNA

Dışarıdan nasıl göründüğümüzü merak ederiz. Bu doğal bir meraktır tolum içinde yaşayan her birey için. Saçından yüzüne, kıyafetlerine, ayakkabılarına kadar kusursuz olmalıdır insan. En azından kendisi öyle olması gerektiğini düşünür. Ve yardımına aynalar yetişir.

Nasıl göründüğünü bilmek elbette önemlidir. Yabancı kanallarda ülkesinin adını arayan ve hakkında neler söylendiğini öğrenmeye çalışan benim gibilerin sayısının az olmadığını düşünüyorum. 8 milyarın içinde kendinin ve ait olduklarının fark edilmesi (kendisi tarafından bile olsa) iyi hissettiriyor insana.

Her yanımızı donattığımız aynalar kibrimizin mi alametidir, her yerde kendimizi mi görmek isteriz; yoksa kendimize çeki düzen vermek için midir, bilinmez. Ama her ne sebeple olursa olsun tıpkı kelimeler gibi onlar da her taraftalar. Daha her gün karşısına geçtiğimiz evimizdekileri saymadan, arabamızdakileri hatta trafik için bile olsa sokaktakileri düşünmek bile yeterli geliyor insana.

Her kelimenin zamanla anlamını aştığı üzerine artık söz söyleyenler çoğaldı. Ya da ben bu aralar çok sık duyuyorum. Ama çok doğru. Sözlük anlamları, günlük kullanımlar bazen kalkıyor aradan ve biz bambaşka görüyoruz onları.

“Ayna”da öyle. “Işığı yansıtan, varlıkların görüntüsünü veren, cilalı ve sırlı cam” ve diğer 8 anlamı bir yana (gerçekten de çok faklı anlamları varmış) farklı bir nesne olmuş aynalarımız bizim için.

Her şeyden önce bize kendimizi gösterir aynalar. yalnızca dışımızı değil, hatta çok daha fazla içimizi. Hayatın yetişemediğimiz hızında bize nereye vardığımızı, kim olduğumuzu, bazen de neleri kaybettiğimizi hatırlatır. İnsanın kendi gözlerine bakabileceği, kendi kendine konuşmadan kendisiyle konuşabileceği tek yerdir aynaların karşıları. Dününü düşünmenin ve bugünü sorgulamanın mekanıdır.

Aynaların bu çok boyutlu dünyası bizden öncekileri de en az bizim kadar etkilemiş. Ahmet Hamdi Tanpınar “Bizden iyi tanır aynalar bizi…” diyerek Necip Fazıl Kısakürek’de “Aynalar, bakmayın yüzüme dik dik ” sözleriyle bir nevi şahsiyet atfederken Orhan Veli Kanık “Bir elinde cımbız / Bir elinde ayna / Umrunda mı Dünya! şeklindeki eleştirisinde bile hayatımızın ayrılmaz parçasını es geçmiyor.

Elbetteki bunlarla sınırlı değil. Ünlü ressamların tablolarından daha pek çok yazarın ve şairin eserlerinde kendisini veya yansımalarını görürüz aynalarını. Yansımaları diyorum çünkü sadece bir çerçevenin içinde değil aynalar. Hiç olmadılar da. Kimi zaman durgun bir su, kimi zaman ardı görünmeyen bir cam ve artık telefonlarımızın ekranı.

Siyah bir ekran bize dışımız kadar içimizi de gösterir mi, şairin aynaya dediği gibi; biz de o ekrana “Bakamam; aynada, aynada vicdan” diyebilecek miyiz bilemiyorum ama onların bu yolla mazimize daha çok ortak olacakları kesin gibi görünüyor.


(Kapaktaki Fotoğraf Luis Villasmil ; Unsplash ile)

E-Posta İle Abone Olarak Bizi Takip Edebilirsiniz.

İşleniyor…
Başarılı! Listeye girdiniz.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s